17 Mayıs 2010 Pazartesi

13 Mayıs 2010 Perşembe

Gençlik Festivali Başlıyor


TARİH
18-19 MAYIS

YER
Batıkent Metro İstasyonu çıkışı (Gimsa karşısı) Hüseyin Tek Parkı



Yeni Mahalle'de Gençlik Ateşi

Yenimahalleli gençler ‘Gençlik Festivali’nde bir araya geliyor. Yenimahalle Belediyesi, Toplum Gönüllüleri ve üniversiteler işbirliği ile düzenlediği etkinlik kapsamında gençlik ateşini yakıyor.

İki gün boyunca 21 gençlik atölyesi, DJ’ler eşliğinde kesintisiz müzik, eğlence, barış ve demokrasiye yelken açılan festivalde 18 Mayıs Gecesi Cem Özkan konseri ile eğlence doruğa ulaşacak.

11 Mayıs 2010 Salı

İşte Ankara Gençlik Haftası Festivalinin Programı

18 MAYIS 2010 SALI

12.00 Açılış >> DJ Natalie

13.00 - 14.30 Eş Zamanlı Atölyeler >> Barışa Katla / Empati / Toplumsal Cinsiyet / Bulunmaz Hint Kumaşı / Gençlik Hizmetleri / Orientring / Fanzin

13.00 - 23.00 Standlar & Etkinlikler

16.30 - 18.00 II.Eş Zamanlı Atölyeler >> Drama / KelepÇevre / Genç Şehir / İletişim / Umudun Yurttaşları / Ayrımcılık

14.30 - 15.30 Grup Rapsodi Konseri

16.00 - 17.00 KLİŞE Konseri

14.00 - 20.00 Sosyal Haklar Kıraathanesi

17.00 - 17.30 Halk Oyunları >> TUBİ

19.00 - 22.00 CEM ÖZKAN KONSERİ

21.00 - 21.30 Eş Zamanlı Eylem

22.00 - 22.15 19 Mayıs 2010 Çarşamba 'Program Sunumu'

19 MAYIS 2010 ÇARŞAMBA

12.00 Açılış >> DJ Condor

13.00 - 13.30 Ritm Şov

14.00 - 15.00 Recover Konseri

13.00 - 23.00 Standlar

14.30 - 16.30 Eş Zamanlı Atölyeler >> Gençlerin Katılımı / STGM / Avrupa Gönüllülük Hizmeti / Ritm / Fanzin / Geg

12.00 - 22.00 Sosyal Haklar Kıraathanesi

18.00 - 19.00 Lens

20.30 - 22.00 Açık Hava Partisi >> DJ Derya


Programla ilgili son güncellemeler ve 'Sürprizler' olacak.

31 Mart 2010 Çarşamba

1 Nisan Perşembe AKM'de :)

Neden gençlik bayramında; hula hoop çevirmek zorundayız?

Neden gençlik bayramında; kule yaparız?

Neden gençlik bayramında; ponpon sallamak zorundayız?

Neden gençlik bayramında; tanklar geçer ki?

Neden gençlik bayramında; askeri düzende yürümek
ve tek tip kıyafet giymek zorundayız?

Neden gençlik bayramında; birilerinin önünden geçerken neden onları selamlamak zorundayız?

Neden gençlik bayramında; olmazsak disipline gitmek zorundayız?

Neden gençlik bayramında; kendimizi süs olarak hissederiz?

Neden gençlik bayramında; bitse de gitsek modundayız?



Öznesi değil nesnesi olduğumuz gençlik bayramına hayır diyoruz. Buna hayır derken de model de geliştiriyoruz.
Bunun adı Alternatif Gençlik Haftası!!!



Sizinde bizim gibi yetişkinlerin bizim için daha iyisini düşünüp bizim uygulamanızı istedikleri gençlik haftası için bir derdiniz varsa bize katılın. Ankara da bir grup bunun için kafa patlatıyor etkinlikler planlıyor. Bunu yaparken de olabildiğince genci sürecin içerisine çekmeye çalışıyor. Gencim ve bu hafta benim haftam diyorsanız. Hadi bize katılın.
Perşembe saat 18:30 da
Ankara Koordinasyon Merkezi’nde buluşuyoruz.



Gel ki zenginleşelim, gel ki 19 mayıs haftası gerçek bir gençlik haftası olsun.:)

Çağlar Karakış

6 Mart 2010 Cumartesi

Bir Gün

Dün geceden yağan karın ayazı ile uyandım bu sabah. Alarmın çalmasına hala bir 40 dakika olduğunu görünce tekrar yattım ama asıl sebep uyku değil tabi ki soğuktu. Çünkü kombinin yanmamasının yanında saçlarımı da yıkamam gerkeiyordu ki inanlımaz gözümde büyüyordu. Nitekim yataktan çıkmak da saçımı yıkamakta mecburen gerçekleşti. Kötü başlayan birgün olarak sayfalarda yerini alır diye beklerken neler oldu.

İlk evden çıkış anımızdan sonra yol üstünde dün gece serpiştiren karlarda oluşmuş iki adet birbirine çok yakın tekerlek izlerine ve yanı sıra iki büyük ayak izine rastladık. Dedektif ruhumuz bizi bu izleri tahlil ve takibe itti (soğukta insan kendini meşgul edecek birşeyler arıyor arkadaş, yoksa öteki türlü sürekli donuyorum demek fayda vermediği gibi moral de bozuyor). Bu takip ancak 200-300 metre sonra sonlandı, çünkü geri kalan yolda karlar çoktan erimişti. Ayrıca bu tahlilin sonucu da yaklaşık 100 kilo ağırlığında aştiye giden 20-25 yaş arası bir erkeğe ait şeklinde oldu. Sonrasında bindiğimiz dolmuş (bindiğimiz dedim çünkü Samet de benimleydi) Balgat dolaylarından geçerken durduğumuz bir ışıklarda, 6-10 yaş arası çocukların kartopu ile ani saldırısı sonucu ağır yara aldı(!). Olay karşısında sakinliğini koruyamayan şoför şaşkınlığını ve tepkisini “Noluyor ya, camı kıracaklar hemşehrim” cümlesiyle hemen yanındaki orta yaş amcaya aksettirdi. Tek isteği 0 da kızsın zamane çocuklarına, bir iki çift laf etsin, olay sonunda ortak hıncı paylaşmanın ve kelimelere dökerek yönlendirmenin sonucu oluşan rahatlık kaplasın ortalığı idi. Nitekim orta yaş amca bu soruya gençler arasında yaygın deyişle (bak yaygın dedim, doğru veya yanlış demedim, olay çıkarma) efsane bir cevap verdi: “Hain faşistçe bir saldırıya uğradık”. Haliyle bizim gülüşmelerimiz ve şoförün hayal kırıklığıyla sonlanan bu yolculuk Güvenparkta son bulurken, aslında güzel bir gün olabileceği sinyallerini almıştık.

Yeni Karamürsel mağazaları (YKM) önünde buluştuk Simge ile ve onu benim saatimle tam 4 dk, onun saatiyle tam 5 dk bekleterek az kalsın donmasına sebep oluyorduk ( :) Samet ve ben sebep oluyorduk, kaçma Samet kurtulamayız Simge’nin elinden :) ). Hep beraber Gençlik Ve Spor Genel Müdürlüğü’ne doğru, birazdan yapacağımız görüşme için yürümeye devam ederken çılgın dolmuş maceramızı paylaştık. Görüşme detaylarına elbette girip uzatmayacağım zira anlatmak istediğim bir kısmı da yok değil, ona değineceğim. İlk girişte, bilmeyenler için söyleyim, iki adet turnike ve sol tarafta danışmaya ait bir pencere var. Görevli kadın bir adet kimlik ve sonrasında da çantalarımızı kontrol etmek dileğinde bulundu. Silahımız olup olmadığı sorusuna cevap aradı ve biz cevap vermeden önce sadece Simge’nin çantasına bakıp, silahı teslim etmemizi istedi. Silahımız olmadığına ve öyle bir cümle dahi kurmadığımıza bir süre karşı argümanlar geliştirdi ise de zaten keyfi yokmuşçasına konuşma bir anda sessizlikle sonuçlandı. Üstelik bu çıkışından sonra diğer iki çantaya da bakmadı bile. Silahımızı (!) kaptırmayışımızın keyfi ve haklı gururu ile girdiğimiz görüşme, odalar arası bir geziye dönüşmekle beraber yaklaşık 45 dakika sürdü. Devlet dairesi olmasına rağmen bizi oldukça sıcak ve güleryüzlü insanlar karşıladı. Verimli geçtiğine inandığımız görüşme klasik ikram çayla taçlandırdık (her seferinde gelecek sefer başka şey içecem bu klişeye düşmeyeceğim çabalarım o sandalyeye oturunca derhal çay halini alıyor, delireceğim). Dedim ya çok sıcak bir ortamdı, yemeğe bile kalmamızı istediler ya malum bizde meşgul insanlardık, 10 Şubatta görüşmek dilekleriyle ayrıldık.

Kısa, faydalı da bir bilgi de verelim: bugün tekel işçilerinden sonra sendikaların genel greve gideceği gün (hani hükümeti yıkarız ve avcunuzu yalarsınız tartışmaları, hatırladınız sanırım), üstelik sabah saatlerinde Samet’in gündemi takip eden kişiliği sayesinde Memur-sen’in greve katılmayacağı bilgisini aldık. Sakarya’dan Yüksele yürüyüşümüz esnasında polis kordonlarından bir tanesi rast geldik (zira grev sebebiyle bütün sokakları tutmuşlar). Bu kordon az önce bahsettiğim iki yeri bağlayan üst geçidin basamaklarına kurulmuş ve yaklaşık 8 polisin mükemmel savunmasıyla adeta geçilmez bir duvar halini almış. Bizde Sametle sürünerek düşman siperlerine görünmeden, sivil kimliklerimiz ve danışma ablanın alamadığı silahımız ile diğer polis hengamesine karıştık.

Şu anda gün bitmedi. En son olarak yedek olarak yaptırdığım dış kapı anahtarı deliğe uymadı, birazdan onu değiştirmeye gideceğim. Yolda çılgın olaylarla karşılaşırsam ya da olası bir polis siperinden çıkamazsam affedin, yoksa kesin onu da yazarım.