6 Mart 2010 Cumartesi

Bir Gün

Dün geceden yağan karın ayazı ile uyandım bu sabah. Alarmın çalmasına hala bir 40 dakika olduğunu görünce tekrar yattım ama asıl sebep uyku değil tabi ki soğuktu. Çünkü kombinin yanmamasının yanında saçlarımı da yıkamam gerkeiyordu ki inanlımaz gözümde büyüyordu. Nitekim yataktan çıkmak da saçımı yıkamakta mecburen gerçekleşti. Kötü başlayan birgün olarak sayfalarda yerini alır diye beklerken neler oldu.

İlk evden çıkış anımızdan sonra yol üstünde dün gece serpiştiren karlarda oluşmuş iki adet birbirine çok yakın tekerlek izlerine ve yanı sıra iki büyük ayak izine rastladık. Dedektif ruhumuz bizi bu izleri tahlil ve takibe itti (soğukta insan kendini meşgul edecek birşeyler arıyor arkadaş, yoksa öteki türlü sürekli donuyorum demek fayda vermediği gibi moral de bozuyor). Bu takip ancak 200-300 metre sonra sonlandı, çünkü geri kalan yolda karlar çoktan erimişti. Ayrıca bu tahlilin sonucu da yaklaşık 100 kilo ağırlığında aştiye giden 20-25 yaş arası bir erkeğe ait şeklinde oldu. Sonrasında bindiğimiz dolmuş (bindiğimiz dedim çünkü Samet de benimleydi) Balgat dolaylarından geçerken durduğumuz bir ışıklarda, 6-10 yaş arası çocukların kartopu ile ani saldırısı sonucu ağır yara aldı(!). Olay karşısında sakinliğini koruyamayan şoför şaşkınlığını ve tepkisini “Noluyor ya, camı kıracaklar hemşehrim” cümlesiyle hemen yanındaki orta yaş amcaya aksettirdi. Tek isteği 0 da kızsın zamane çocuklarına, bir iki çift laf etsin, olay sonunda ortak hıncı paylaşmanın ve kelimelere dökerek yönlendirmenin sonucu oluşan rahatlık kaplasın ortalığı idi. Nitekim orta yaş amca bu soruya gençler arasında yaygın deyişle (bak yaygın dedim, doğru veya yanlış demedim, olay çıkarma) efsane bir cevap verdi: “Hain faşistçe bir saldırıya uğradık”. Haliyle bizim gülüşmelerimiz ve şoförün hayal kırıklığıyla sonlanan bu yolculuk Güvenparkta son bulurken, aslında güzel bir gün olabileceği sinyallerini almıştık.

Yeni Karamürsel mağazaları (YKM) önünde buluştuk Simge ile ve onu benim saatimle tam 4 dk, onun saatiyle tam 5 dk bekleterek az kalsın donmasına sebep oluyorduk ( :) Samet ve ben sebep oluyorduk, kaçma Samet kurtulamayız Simge’nin elinden :) ). Hep beraber Gençlik Ve Spor Genel Müdürlüğü’ne doğru, birazdan yapacağımız görüşme için yürümeye devam ederken çılgın dolmuş maceramızı paylaştık. Görüşme detaylarına elbette girip uzatmayacağım zira anlatmak istediğim bir kısmı da yok değil, ona değineceğim. İlk girişte, bilmeyenler için söyleyim, iki adet turnike ve sol tarafta danışmaya ait bir pencere var. Görevli kadın bir adet kimlik ve sonrasında da çantalarımızı kontrol etmek dileğinde bulundu. Silahımız olup olmadığı sorusuna cevap aradı ve biz cevap vermeden önce sadece Simge’nin çantasına bakıp, silahı teslim etmemizi istedi. Silahımız olmadığına ve öyle bir cümle dahi kurmadığımıza bir süre karşı argümanlar geliştirdi ise de zaten keyfi yokmuşçasına konuşma bir anda sessizlikle sonuçlandı. Üstelik bu çıkışından sonra diğer iki çantaya da bakmadı bile. Silahımızı (!) kaptırmayışımızın keyfi ve haklı gururu ile girdiğimiz görüşme, odalar arası bir geziye dönüşmekle beraber yaklaşık 45 dakika sürdü. Devlet dairesi olmasına rağmen bizi oldukça sıcak ve güleryüzlü insanlar karşıladı. Verimli geçtiğine inandığımız görüşme klasik ikram çayla taçlandırdık (her seferinde gelecek sefer başka şey içecem bu klişeye düşmeyeceğim çabalarım o sandalyeye oturunca derhal çay halini alıyor, delireceğim). Dedim ya çok sıcak bir ortamdı, yemeğe bile kalmamızı istediler ya malum bizde meşgul insanlardık, 10 Şubatta görüşmek dilekleriyle ayrıldık.

Kısa, faydalı da bir bilgi de verelim: bugün tekel işçilerinden sonra sendikaların genel greve gideceği gün (hani hükümeti yıkarız ve avcunuzu yalarsınız tartışmaları, hatırladınız sanırım), üstelik sabah saatlerinde Samet’in gündemi takip eden kişiliği sayesinde Memur-sen’in greve katılmayacağı bilgisini aldık. Sakarya’dan Yüksele yürüyüşümüz esnasında polis kordonlarından bir tanesi rast geldik (zira grev sebebiyle bütün sokakları tutmuşlar). Bu kordon az önce bahsettiğim iki yeri bağlayan üst geçidin basamaklarına kurulmuş ve yaklaşık 8 polisin mükemmel savunmasıyla adeta geçilmez bir duvar halini almış. Bizde Sametle sürünerek düşman siperlerine görünmeden, sivil kimliklerimiz ve danışma ablanın alamadığı silahımız ile diğer polis hengamesine karıştık.

Şu anda gün bitmedi. En son olarak yedek olarak yaptırdığım dış kapı anahtarı deliğe uymadı, birazdan onu değiştirmeye gideceğim. Yolda çılgın olaylarla karşılaşırsam ya da olası bir polis siperinden çıkamazsam affedin, yoksa kesin onu da yazarım.

Hiç yorum yok: